İnternetin 18. Yüzyıldaki Atasıyla Tanışın: Optik Telgraf ve İlk Siber Saldırı!
Günümüzde saniyeler içinde mesaj gönderdiğimiz internetin temelleri, sanıldığı kadar yeni değil. 18. yüzyılda geliştirilen optik telgraf sistemleri, modern iletişimin ilk büyük adımıydı. Işık, kuleler ve mekanik kollarla çalışan bu sistemler, şehirler arasında dakikalar içinde bilgi aktarılmasını sağlıyordu. Bu videoda, internetin gerçek atası sayılan optik telgrafın nasıl çalıştığını, neden devrim niteliğinde olduğunu ve Morse telgrafına nasıl ilham verdiğini inceliyoruz.
Video Dökümü
Yüzüklerin Efendisi’ndeki Gondor’un ateş kuleleri, Çin Seddi ve şu anda hepimizin kullandığı internet arasında nasıl bir bağlantı olabilir?
Yüzüklerin Efendisi’ni izlediyseniz bu sahneyi hatırlıyorsunuzdur; Pipin yedi işaret kulesinin ilki olan Amon Dîn’de ateş yakar, kilometrelerce ötedeki başka bir nöbetçi bunu görür, o da ateşini yakar ve mesaj kısa süre içinde bir krallıktan diğerine ulaşır. İşte bugün size anlatacağım teknoloji tam olarak bu mantıkla çalışıyor ama ateşle değil, devasa robotik kollarla!
İnternetin, telefonun hatta elektriğin olmadığı bir dönemde; Paris’ten yola çıkan bir mesajın, bir uçak hızında, yani saatte yaklaşık 1380 kilometre hızla Amsterdam’a veya Venedik’e ulaşabildiğini söylesem?
Semafor Nedir?
Bugün ‘Semafor’u konuşacağız. Ama denizcilerin bayrak sallamasından veya kodlamadan bahsetmiyorum. Size Fransızların 18. yüzyılda kurduğu, tarihin ilk mekanik internet ağını, yani ‘Optik Telgrafı’ anlatacağım. Ve sıkı durun, bu ağda tarihin ilk ‘hacklenme’ olayı ve borsa dolandırıcılığı bile yaşandı. Hazırsanız, internetin büyük dedesiyle tanışalım.
Önce Semafor ne demek ona bakalım isterseniz. Bu kelime Yunanca’dan geliyor ve ‘işaret taşıyan’ demek. Semafor sistemlerinin temel mantığı şudur: İki nokta arasında görsel bir işaretle bilgi aktarmak.
Denizcilikte “semafor” iki elde tutulan bayraklarla kolunuzu çeşitli pozisyonlarda kaldırarak harf harf mesaj iletme yöntemidir. Özellikle gemilerin kendi aralarında veya kıyıyla–gemi arasında görüş varken, telsiz yoksa veya bozulduğunda ya da sessizce iz bırakmadan haberleşme gerektiğinde kullanılır.
Semafor sinyalleri trenlerde de tarihsel olarak yaygın bir şekilde kullanıldı ve bugün de bazı yerlerde hâlâ kullanılıyor, ancak çoğu ülkede artık büyük ölçüde ışıklı sinyallere geçiş yapılmış durumda.
Semaforlar bir de yazılım dünyasında kodalamada adeta dijital bekçiler olarak karşımıza çıkıyor ama bunun ayrıntısına burada girmeyeceğim.
Chappe Telgrafı (Optik Telgraf) Nedir?
Bugün bu dijital bekçiden değil, tepelerin üzerine kurulmuş devasa mekanik bekçilerden, Fransızların ‘Chappe Telgrafı’ndan ve bunun
İnternetle olan benzerliğinden bahsedeceğim.
Yıl 1790’lar… Fransa’da devrim olmuş, ortalık karışık. Ülke düşmanlarla çevrili. Haberleşme hayati önem taşıyor ama en hızlı iletişim aracı ‘atlı ulaklar’. Bir mesajın Paris’ten başka bir şehre veya sınıra gitmesi günler, hatta haftalar sürüyor.
İşte bu ortamda Claude Chappe adında bir mühendis çıkıyor ve diyor ki: ‘Ben devletin emirlerini ışık hızına yakın bir sürede iletebilirim. Ve Chappe kardeşleriyle birlikte ‘Optik Telgraf’ı icat ediyor. Evet telgraf kelimesinin ilk kullanımı da bu sistemle oluyor.
1830 yılında Amerikalı Joseph Henry’nin elektrik akımını teller vasıtasıyla uzaklara taşıyarak, bildiğimiz manadaki telgrafın keşfedilmesine giden yola Chappe öncülük yapıyor diyebiliriz.
Chappe’ın optik telgraf sistemini yaklaşık 10-15 kilometrede bir yüksek tepelere veya kulelere yerleştirilmiş istasyonlar olarak düşünün. Her kulenin tepesinde yaklaşık 7 metrelik bir direk vardır. Bu direğin ucunda ‘Regülatör’ denen 4.5 metrelik dev bir ana kol ve onun uçlarında da ‘İndikatör’ denen iki küçük kanat vardır.
Bu kollar siyaha boyalıdır, böylece gökyüzünde net görünebilirler.
Operatör, kulenin içindeki makaraları çevirerek bu kollara şekil verdirir. Ana kol 4 farklı pozisyona, kanatlar ise 7 farklı pozisyona girebilir. Bu kollarla toplamda 196 farklı şekil oluşturabilir.
Her şekil bir harf, bir sayı ya da bir kelime demektir. Dolayısıyla ilk kule bir şekil yapar, 10 kilometre ötedeki diğer kule teleskopla bakıp aynısını yapar. Sonra bir sonraki, bir sonraki… Ve mesaj akıp gider.
Çin Seddi bir semafor sistemi miydi?
Küçük bir dipnot olarak Çin Seddi’nin de esasen bir semafor sistemi gibi çalıştığını belirten çalışmalar mevcut. Seddin üzerinde yükselen gözetleme veya fener kulelerinin, düşman saldırılarını haber vermek için kullanıldığı düşünülüyor. Yani Çin Seddi sadece kuzeyden gelen saldırıları savunma ve ticareti kontrol amacıyla yapılmamış olabilir. Chappe’ın optik telgrafı gibi kuleler arasında bilgi iletilmesinde de kullanılmış olabilir.
Bu sistemin hızı o dönem için büyüleyiciydi. Normalde atla 4 gün süren Paris-Strazburg arası, bu kuleler sayesinde 2 saate düşmüştü,. İlk hat olan Paris-Lille arasında, 230 kilometrelik mesafede bir sembolün iletilmesi sadece 9 dakika sürüyordu.
Optik Telgraf ve İnternet Benzerliği
Az önce buna neden ‘İnternetin dedesi’ dedim biliyor musunuz? Çünkü çalışma prensibi bugünkü internete şaşırtıcı derecede benziyor. Zira bugün kullandığımız router, veri sıkıştırma, kodlama, şifreleme ve hata kontrolü yöntemlerinin çok benzerini bu sistemde görebiliyoruz.
Mesela:
Her kule, veriyi alıp bir sonrakine ileten bir ‘router’ yani yönlendirici görevi görüyordu.
Chappe, her harfi tek tek göndermek yerine ‘Kod Kitapları’ hazırlamıştı. 92 sayfalık bir kitap düşünün, her sayfada 92 kelime var. Operatör sadece iki sayı gönderiyordu: Biri sayfa numarası, diğeri satır numarası. Yani ’50, 87′ gönderdiğinde, karşı taraf kendi kitabını açıp örneğin ‘Cehalet’ kelimesini okuyordu. Bunu da bugünkü veri sıkıştırma yani zip mantığına benzetebiliriz.
Gelelim gizliliğe. Kuledeki operatörler ne mesaj gönderdiklerini bilmiyordu. Onlar sadece şekilleri kopyalıyordu. Şifreyi çözen kitap sadece istasyondaki yetkililerde vardı. Yani ‘Uçtan Uca Şifreleme’ (End-to-End Encryption) daha o zaman kullanılıyordu diyebiliriz.
Ve son olarak, eğer operatör yanlış bir hareket yaparsa, ‘Hata yaptım, sil’ anlamına gelen özel bir sembol gönderiyordu. Dolayısıyla bunu da modern ağlardaki hata düzeltme protokollerine benzetebiliriz.
Gördüğünüz gibi her ne kadar ilkel görünse de günümüz teknolojilerinde kullanılan altyapılar daha o zamandan şekillenmişti diyebiliriz.
Sonraları Napolyon bu sistemi çok sevdi. Savaşlarda ordularını koordine etmek için kullandı, hatta seyyar semafor kuleleri yaptırıp cepheye götürdü. Yani Napolyon, tarihte kendi modemi yanında taşıyan ilk komutandı desek yalan olmaz.
Tarihteki İlk Siber Saldırı – Blanc Kardeşler Olayı
Gelelim meşhur Blanc Kardeşler Olayına.
Aslında sistem gördüğünüz üzere, dönemine göre oldukça güvenliydi ama bu birilerini sistemi ‘hacklemek’ten alıkoyamadı tabii. Ve tarihteki ilk telekomünikasyon dolandırıcılığı 1834 yılında gerçekleşti: Blanc Kardeşler Olayı.
François ve Joseph Blanc, Bordeaux’da yaşayan iki bankacıydı. Paris borsasındaki tahvil fiyatlarını herkesten önce öğrenip ona göre işlem yapmak istiyorlardı. Paris’teki borsa sonuçlarının posta arabasıyla gelmesi günler sürüyordu. Ama optik telgraf dakikalar içinde bilgi taşıyabiliyordu.
Sorun şuydu: Telgraf sadece devletin kullanımına açıktı. Siviller kullanamazdı.
Ortadaki Adam Saldırısı (man in the middle) Nedir?
Blanc kardeşler, sistemi hacklemek için günümüzde ‘Man-in-the-middle’ yani ‘Ortadaki adam’ denen bir saldırı planladırlar. Tours şehrindeki telgraf operatörünü rüşvetle satın aldılar. Plan şuydu: Paris’teki bir işbirlikçi, borsanın durumuna göre operatöre bir paket gönderiyordu. Örneğin eğer borsa düşerse operatör, resmi mesajın içine çok küçük, dikkat çekmeyecek bir ‘hata’ kodu veya özel bir sembol ekliyordu.
Bu sembolü gören Bordeaux’daki diğer işbirlikçi, teleskopla kuleyi izliyor, kodu çözüyor ve Blanc kardeşlere haber veriyordu. Onlar da borsa haberi resmi olarak şehre gelmeden senetleri alıp satarak köşeyi dönüyordu.
Tam 2 yıl boyunca sistemi bu şekilde sömürdüler. Peki yakalandıklarında ne oldu dersiniz? Ceza almadılar! Çünkü o zamanlar kanunlarda ‘telekomünikasyon yoluyla veri hırsızlığı’ diye bir suç yoktu! Sadece rüşvetten ufak bir ceza aldılar.
Bu olay o kadar meşhur oldu ki, Alexandre Dumas ‘Monte Kristo Kontu’ romanında bu hikayeyi kullandı.
Optik Telgraf Neden Yok Oldu?
Peki, bu muazzam sistem neden yok oldu? Cevap basit: Hava durumu ve Elektrik.
Chappe’ın kuleleri sisli havalarda, yağmurda ve en önemlisi gece çalışmıyordu. Ayrıca kuleleri işletmek, her kuleye adam koymak çok pahalıydı.
Samuel Morse, Elektikli Telgraf ve Mors Kodu
1830 yılında Joseph Henry, elektrik akımını teller vasıtasıyla uzaklara taşımayı başarmıştı, ardından 1835 yılında, Samuel Morse ilk elektromıknatıslı telgrafını yaptı. İlk prototip telgrafta elektromıknatısa bağlı bir kalem vardı. Bu kalem kâğıt bir şerit üzerine elektro mıknatıstan aldığı hareketle zig zag çizgiler çiziyordu. Ama bu sistem pek başarılı olmadı. Daha sonra Morse ve yardımcısı Vail bunu geliştirdiler.
Nokta ve çizgilerden oluşan ve bugün Mors Alfabesi dediğimiz kodlama sistemini ortaya çıkardılar. Nihayetinde ilk telgraf hattı 1843 yılında Washington ile Baltimore arasına çekildi ve Morse ilk mesajı gönderdi: What hath God wrought? Yani Tanrı Ne Yaptı?
1840’larda Samuel Morse ve elektrikli telgraf sahneye çıkınca, Chappe’ın kulelerinin sonu geldi. Elektrikli telgraf hava durumundan etkilenmiyordu, gece de çalışıyordu ve çok daha ucuzdu.
Fransa’daki son Chappe kulesi 1855 civarında kapandı. Ama arkasında bıraktığı miras devasaydı. Verinin paketlenmesi, yönlendirilmesi ve şifrelenmesi fikri, adeta bugün kullandığımız internetin temellerini attı.
Bugün Fransa’da hala restore edilmiş bazı kuleleri görebilirsiniz. Onlar, gökyüzüne bakıp kollarını sallayan, dünyanın ilk mekanik internet sağlayıcılarıydı.
İzlediğiniz için teşekkürler.
Kaynaklar
Email in the 18th Century: The Optical Telegraph
Beacon Towers of China Great Wall
Teknoloji ve Yapay Zeka Dünyasını Yakından Takip Etmek İçin Yazılarımıza Göz Atabilirsiniz

